Kont Ailesinin Çöpü – Ch 351 – KOPARILMA (5)

Gözlerini açar açmaz tanımadığı birini gördü.

‘Bu kim?’

Ergenlik çağında gibi görünen genç bir çocuktu.
Cale ile göz göze geldiğinde gözleri kocaman açıldı.

“Oh Lordum. Her zamankinden farklı olarak hemen uyandınız.”

Cale, gencin kendisine doğrudan bakarken ona ‘lord’ dediğini görünce kaşlarını çattı.

‘Seni en korktuğun an karşılayacak.’

Testin içeriği zihninde belirdi.

“…Ben bölgenin lordu muyum?”

‘Bu en çok korktuğum şeyle mi ilgili?’

Cale’in ifadesi tuhaflaştı.

‘Korktuğum şey bu mu?’

“Hala tam olarak uyanamadınız mı lordum?”

Bu gencin bir bölgenin lorduna davranış şekli, yakın olduğu bir yetişkine davranıyormuş gibiydi. Genç, Cale ona sessizce bakarken başını salladı ve konuşmaya devam etti.

“Evet efendim, evet efendim. Siz çok ünlü bir lortsunuz. Siz Roan Krallığımızı, Batı kıtasını ve Doğu kıtasını kötü Beyaz Yıldızdan kurtaran büyük kahramansınız.”

Cale tekrar kaşlarını çatmaya başladı.
Genç, Cale’in tepkisini gördükten sonra muzip bir gülümsemeyle dudaklarını kıvırdı.

“Bunu ne zaman söylesem Lort-nim hep böyle bir ifade takınır. Lütfen kalkın. Kahvaltı zamanı.”

Cale, yarı açık perdelere doğru giden gence baktı.

‘Dünyayı kötü Beyaz Yıldızdan mı kurtardım?’

Bu cümle, Cale’i en büyük kahraman ya da bölgenin lordu olarak anılmaktan daha çok etkiledi.

‘…Bu her şey bittikten sonrası mı?’

Bu test, her şey bittikten sonraki geleceği mi gösteriyordu?

Cale’in genci arkasından takip eden bakışları bir yerde durdu.
Daha sonra irkildi.

Bir ayna görebiliyordu.

‘…Otuzlu yaşlarımın ortasında görünüyorum.’

Yirmili yaşlarındaki orijinal Cale’den farklı, olgun bir yüz aynada ona bakıyordu.
Ona kaşlarını çatan, çok yorgun ve zayıf görünen bir yüzdü.

Genç halindekiyle aynı şekilde kaşlarını çatmıştı.

Perdelerin açıldığını duyabiliyordu. Cale konuşmaya başlarken aynadan yansıyan güneş ışığına baktı.

“Kaç yaşındayım?”

“Affedersiniz?”

Genç şaşkınlıkla sordu ama Cale aldırmadı.
Bir sınavın ortasındaydı. Bu testi çabucak tamamlamak istiyorsa, mümkün olduğu kadar çok bilgi toplaması gerekiyordu.

“Aigoo, lort-nim.”

Genç cevap verirken içini çekti.

“Bu yıl 36 yaşındasınız.”

36 yaşında.
Bu, Cale’e tuhaf bir his verdi.

Bir Kahramanın Doğuşu. Kim Rok Soo’nun romana taşınmadan önceki yaşı ve Cale Henituse’nin bu testteki yaşı, otuz altıydı.

Cale, odasının bir köşesinde ‘Bir Kahramanın Doğuşu’nu okurken yatağının etrafında dönüp duran Kim Rok Soo halini düşündü.

Cale’in yüzündeki somurtkanlık hiç geçmeyecekmiş gibi görünüyordu ve genç, konuşmaya başlarken kasten heyecanlanmış gibi yaptığına göre onun yüzüne bakıyor olmalıydı.

“Kıtaya barış döneli 10 yıldan fazla oldu. Hepsi sizin sayenizde oldu lordum.”

“Benim sayemdeymiş, kıçım.”

Cale bilinçsizce yorum yaptı ve genç cevap verdi.

“Pfff! Lordum, bu söze de her zaman cevabınız bu oluyor!”

Yaramaz kahkaha, Cale’in yavaşça aynadan uzaklaşmasına neden oldu.

Perdelerle kapatılmış pencereyi görebiliyordu.
Pencereden dışarıdaki manzaraya baktı.

“…Bu Lordun Şatosu.”

Cale’in Henituse Malikânesindeki yatak odasıydı. Yatak odasının aynı görünmesi Cale’i buranın Kontun Malikânesi olduğuna inandırmıştı.
Ancak, pencerenin dışındaki manzara, onun yatak odası olması için normalden daha yüksekti.

Henituse bölgesinde sadece Lordun Şatosu bu kadar yüksek bir odaya sahipti.
Bu hayatın Cale Henituse’u, Lordun Şatosunda kendi yatak odasının aynını yaratmış gibi görünüyordu.

‘…Neden yatak odasını Kontun Malikânesi yerine Lordun Şatosuna koydu? Eve bile gidemeyecek kadar meşgul mü?’

Lort olmak zaten sinir bozucuydu ama aynı zamanda meşgul bir lorttu.
Cale, pencerenin dışındaki manzaraya odaklanırken bu bilgiyi zihnine girdi.

Berrak bir gökyüzü ve aşağıda hatırladığından daha fazla bina ve yanından geçen küçük insanları görebiliyordu.

Konuşmaya başlamadan önce bir süre bunu izledi.

“…Fakat.”

Orada değildi.
Burada olması gereken bir şey burada değildi.

36 yaşında.
Kim Rok Soo’nun kaybolduğu yaşta olan Cale Henituse konuşmaya başladı.

“Ron nerede?”

O burada değildi.
Cale’i uyandırması gereken kişi Ron’du.

Uyandığında burada olması gereken ve burada olmayan başka varlıklar da vardı. Esneyen ya da aç olduğunu söyleyen ya da Cale’den daha erken uyanan ve birbirleriyle dünyayı gezmek hakkında konuşan varlıklar burada değildi.

Çocuklar burada değildi.

Tamamen duygusuz bir yüz gence döndü.

“…Ah.”

Gencin yüzünde karmaşık bir ifade vardı.

“Bu, lordum. Çok mu yorgunsunuz?”

Genç konuyu değiştirmeye çalıştı.
Ancak genç, Cale’in sakin tavrını ve ciddi ifadesini gördükten sonra sadece beceriksizce gülümseyip konuşmaya başladı.

“Kahraman Ron Molan, benim ve kıtanın geri kalan vatandaşlarının kalpleriyle birlikte sizin kalbinizde lort-nim.”

“Haaaaaaaaaa.”

Cale içini çekti. Gözlerini kapadı.

Birden, Kim Rok Soo olarak yaşadığı hayatta o cenazeyi izlerken onu teselli etmeye gelen insanları hatırladı.
Onunla konuşurken bazılarının yüzlerinde acıma ifadesi vardı.

‘Bay Rok Soo, hayır, sanırım şimdi size takım lideri-nim demeliyim. Takım lideri-nim, hepimiz eski takım lideri-nimin ve diğerlerinin fedakârlıklarını hatırlayacağız.’

‘Herkes onların büyük iyiliklerini bilecek.’

Bu, Dünyada felaket olduğu zamandı.

Birçok kişi bir veya iki aile üyesini kaybetmişti.

Cale’in çaylak olarak girdiği şirketteki ekip lideri Lee Soo Hyuk’un altındaki kişiler, aile üyeleri olmadan yalnız kalmış insanlardı.

Felaketten çok önce yetim kalan Kim Rok Soo’nun aksine, ekip lideri Lee Soo Hyuk ve diğer ekip üyeleri, tüm aile üyelerini felaket nedeniyle kaybetmişti.

Bu yüzden Cale, hayır, Kim Rok Soo cenazeyi izleyebilecek tek kişiydi.

Ve şimdi…
Gencin az önce söylediği şey tekrar Cale’in aklından geçti.
Ron’un bulunduğu yerin cevabı buydu.

‘Kahraman Ron Molan, benim ve kıtanın geri kalan vatandaşlarının kalpleriyle birlikte sizin de kalbinizde lort-nim.’

Cale gözlerini kapattı.

Şaka mı yapıyordu?
Bu gencin şaka yapıyor olması mümkündü.
Ağzından sakin bir ses çıkmaya başladı.

“Ya On ve Hong? Raon?”

Genç cevap verdi.

“…Lordum-”

Sesi üzüntü ve endişe dolu geliyordu. Bu yeterliydi.
Cale, testin içeriğini bir kez daha düşündü.

‘Seni en korktuğun an karşılar.’

Cale’in gözbebekleri dalgalar gibi titriyordu.

“…Ne acımasız bir sınav.”

Göz kapakları titriyordu. Şu anda nasıl bir ifadeye sahip olması gerektiğini gerçekten bilmiyordu.

‘Vay canına, Kim Rok Soo çok korkunçtu. Gözyaşı bile dökmedi.’

‘Biliyorum, değil mi? Arkadaşları ve sunbaeleri öldü, ama ifadesi nasıl değişmedi bile?’

‘İfadesi değişmiyor mu? Birkaç kez kaşlarını çattığını gördüm.’

‘O korkunç. Ne korkunç bir p*ç. Acaba üzüntünün ne olduğunu bilmiyor mu bile, merak ediyorum.’

Cale yataktan fırladı. Cale, tuvalet olduğunu düşündüğü kapıya doğru yürürken, hizmetçisi gibi görünen genç yanına geldi.
Hizmetçisi konuşmaya başladı.

“Bu sabah planlarınızda bir iş yok.”

‘Ben lordum ama yapacak bir şeyim yok mu?
Babam, Kont Deruth, her zaman meşguldü.’

Cale konuşmak için ağzını açtı.

“…Bölgenin idari görevleri ne olacak?”

Genç, cevap vermeden önce Cale’in sorusuna kafa karışıklığı içinde başını eğdi.

“Majesteleri bölgeye sizin için harika insanlar gönderdi lordum. Bu yüzden çok önemli görevler dışındaki her şeyi onlara bırakıyorsunuz. M, majesteleri sizin dileğinizi yerine getirdiğini söyledi lordum.”

Cale’in ifadesi tuhaflaştı.

Majesteleri.

Cale’in dileği.

Bu ona Alberu Crossman’ı düşündürdü.

Kral ona gevşeyebilecek bir lort olması için yeterince destek veriyordu demek.
Bu, Alberu Crossman’ın Cale’in tembel olmasına izin vereceğini söylemesine benziyordu.

“…Majestelerinin adı ne?”

Genç, Cale’in sorusuna şaşkınlıkla cevap verdi.

“Robbit Crossman?”

Bu, Veliaht Prens Alberu’nun adı değildi.
Bu ikinci prensin adıydı.

“…Ne kadar can sıkıcı.”

Cale sinirlenmeye başladı. Öte yandan, vücudu sanki soğuk suyla kaplanmış gibi aşırı derecede soğudu.
Cale bunu bilmiyordu ama parmaklarının uçları titriyordu.
Ancak sesi hala sakindi.

“Bu sabah kendi başıma hareket edeceğim.”

Ardından arkasını dönüp tuvalete girdi. Kapının dışında kafası karışmış hizmetçiyi görebiliyordu ama Cale umursamadı.
Yeni hizmetçisinin adını sormadı.
Sormak istemedi.

* * *

“…Lordum?”

Cale, bazı şövalyelerin onu çağırdığını görebiliyordu ama yürümeye devam etmeden önce onlara sadece bir an için göz attı.
Şövalyeler Cale’i durduramadılar ama ifadeleri tuhaftı.

‘Lanet olsun.’

İfadelerinin arkasındaki anlamı bilen Cale, sinirlenmeden edemedi.

Cale’in elinde kalın bir kitap vardı.
Kitabı sımsıkı tutuyordu ama o kadar kalındı ki bir iz bile bırakması bile zordu.

Bu kitabı Lordun Şatosundaki kütüphaneden almıştı.

Cale bütün gününü bir şeyler arayarak geçirmişti.

Geçmişte neler olduğunu bilmek istiyordu.
Aradan geçen 16 yılda neler olduğunu bilmek istiyordu.
Bilgi aramak için her yeri taradı.

Yaprakların hışırtısını duyabiliyordu.
Şu an sonbahardı.

Gerçek dünyada baharın sonlarıydı ama burada sonbaharın sonuydu.

Cale yürürken sadece ileriye baktı.

Yapraklar ayaklarının altında çatırdadı.

Ancak Cale sadece ileriye bakmaya devam etti, yüzünde hiçbir duygu yoktu.
Cale yürümeyi bıraktı.

“…Haaaa.”

Dayanamayıp iç geçirdi.

“…Bu kesinlikle sahte ve çılgın bir test ama…”

Kitap yere düştü.

Düşen kitap açıldı.

< ...Beyaz Yıldıza karşı son savaş. Beyaz Yıldız, Henituse bölgesine saldırdığında Kontun Malikânesi yok edildi. >

Cale, yıkılan Henituse Malikânesini görebiliyordu.

< Kontun hane halkı, Cale Henituse'un yokluğunda onu beklerken vatandaşları korudu, ancak sonunda ya ağır yaralandılar ya da öldüler. Ağır olarak yaralananların hepsi de sonunda öldü. >

Kont Deruth, Kontes Violan, Basen ve Lily.
Yardımcı Uşak Hans, şef Beacrox ve hizmetçi Ron.

Kontun hane halkından hiçbiri bu test dünyasında değildi.

Cale ile ilgili herkes ölmüştü.
Geriye sadece Cale kalmıştı.
Bu bir ayrılmaydı.

Dünyadan koparılmıştı.

Şşhhh.

Sonbahar rüzgârı kitabın sayfalarını çevirdi.

< ...Choi Han ve Rosalyn, ikisi yukarıdan beyaz ışıkla vurulana kadar Beyaz Yıldız ile savaşmak için birlikte çalışıyorlardı. Ancak ışıkların altında kalan Batı kıtası halkı, onların fedakârlıkları sayesinde hayatta kalmayı başardı. >

< ...Kıtada daha fazla kara büyücü kalmadı. Mary, son kara büyücü. O sonuncuydu. >

Sayfalar çevrildikçe birçok isim geçti.
On, Hong, Lock, Beacrox, Eruhaben, Jack, Hannah, vb.

İsimlerin yazılı olduğu tüm sayfalar buruşmuştu.
Cale’in parmaklarında hafif kesikler vardı.

Bu kâğıt kesiklerini sayfaları buruştururken ya da hızla çevirirken almıştı.
Gözleri kan çanağıydı.

< Kahraman Cale Henituse'un sonsuza kadar yakın arkadaşı Raon Miru. O Ejderha hakkında konuşmalıyız. Onun asil ölümü hakkında konuşmalıyız...... >

Şşhhh.

Rüzgâr durdu ve kitap son sayfada durdu.

< Son savaş. Kahraman Cale Henituse hayatta kalan tek kişiydi. >

< ...Söz konusu son savaşta yanında olan arkadaşlarının ve ailesinin izlerini saklamak istediğini belirtti. Roan Krallığının şu anki hükümdarı Robbit Crossman, ölenlerin bıraktığı bu eşyaları saklamak için bir anıt oluşturmak yerine kahraman Cale Henituse'nin arzusunu onurlandırmaya karar verdi. >

< ...Ancak, Cale Henituse, bahsettiği yerin nerede olduğunu kimseye söyleyemedi. Son savaştan sonra topraklarına kapandı ve bir daha dünyaya görünmedi. >

Cale konuşmaya başladı.

“Süper Kaya.”

Cevap gelmedi.
Antik güçlerin tüm sahiplerini çağırmayı denedi. Hiçbiri onun sesine cevap vermedi.

“Acele edip bu testi tamamlamam gerekiyor.”

Cale’in bu testi bitirmek için bir nedeni vardı. Hayır, sadece bitmesini istiyordu.

Cale kitabı aldı.

< Topraklarına kapandı. >

Bu sözler dikkatini çekti.
Cale yön değiştirdi.

Sanki herkesin nerede olacağını biliyormuş gibi hissediyordu.

Süper Kaya Villası. Her şey bittiğinde Cale’in yaşamak istediği yer.

Karanlıklar Ormanı.

Gideceği yer orasıydı.

“…Bundan nefret ediyorum.”

Böyle testlerden nefret ederdi.
Yürüyen 36 yaşındaki Cale Henituse’nin sırtı, 36 yaşındaki Kim Rok Soo’nun sırtına son derece benziyordu.

Omuzları çökmüştü.

———-
Lütfen bizi desteklemeye devam edin! Ve bir hata görürseniz ya da bir öneriniz varsa lütfen yorumlarda belirtmekten çekinmeyin! Kesinlikle cevap vereceğimdir, eheh (=w=)

<< Previous Chapter | Index | Next Chapter >>

Bookmark(0)

No account yet? Register